Tarihi
Transeksüellik kavramı, çok eskilere dayanan bir olgusal duruma
işaret eder. Türkiye'de ilk defa Bülent Ersoy'un geçirdiği cinsiyet
değiştirme ameliyatı ile toplumun gündemine gelmiştir. Dünya çapında
ise, ilk kez 1952 yılında Norveç 'te yapılmıştır. Bu ameliyatla,
Amerikalı George Jorgensen kadın olmuş ve ismini değiştirmiştir.
Cerrahi uygulamaların başlangıcı birincil lenfoid organların ve
ikincil cinsiyet özelliklerinin değişimine yönelikti. Bu değişim, cinsel
ilişkide bulunma eğilimini hadımlaştırma gibi yöntemlerle tamamen
ortadan kaldırma açısından, eski Mısır’dan, Hindistan gibi eski
kavimlere kadar uzanırdı. Örneğin doğurganlık ayini Sümerliler ve
Anadolu’da, insanların ana Tanrıça Kibele’ye olan bağlılıklarını
göstermek için yapılmaktaydı. Bu ayinlerde kendinden geçen insanlarla
hadımlaştırma törenleri gerçekleştiriliyordu. Hadımlaştırma ayini, Roma
İmparatorluğu dönemine kadar, tanrıça Diana’nın şerefine de
yapılmaktaydı. Bu uygulamalar öncelikle, Ortaçağ’da hadım veya harem
ağası adı altındaki köleler üzerinde uygulanmaktaydı. Bireyleri
bayıltmadan ve sıhhî olmayan ortamlarda yapılan bu operasyonlar çoğu
zaman ölümle sonuçlanırdı veya bireyin Skrotum (penisin alt bölümündeki
kesenin içinde bulunan organlar); bazen de penisi alınırdı.
Tıbbın ilerlemesiyle birlikte, bu tür operasyonlarda ölüm riski de
azalmıştır. Başlangıçta yapılan operasyonlar toplumsal ve dini
düşüncelerden etkilenerek yapılmış ve onur kırıcı bir cezalandırma
yöntemi olmuştur. Rönesans döneminde, toplumda zamanla yeni bir cinsiyet
tablosu gelişmişti. Bu oluşan tabloyu takiben, kadınların güçleri
giderek artmış, erkeğe özgü cinsiyet özelliklerinin nasıl bir şey
olduğunu hissetmişlerdir. Bu esnada da eril cinsiyetlerde de kadına özgü
özellikler belirmiştir. Başka cinsiyete ait olma isteğinin, tarihsel
bağlamda ne zaman ortaya çıktığına dair kesin bir tarih bulunmamaktadır.
Barok ve Rokoko akımları, çoğu değişimin ve karşı cinsin görünüşüne
bürünmenin moda olduğunu göstermiş ve bundan yola çıkarak bazı doktorlar
17. ve 18. yüzyıllarda cinsiyet değiştirme ameliyatı yapma cesaretini
göstermişlerdir. Bu ameliyatlar, muhtemelen hastanın kendisini iyi
hissetmesine yönelik değildi. Doktorlar kendi çıkarları doğrultusunda,
bilimsel deneylerine katkıda sağlamak için bu operasyonları
yürütmekteydiler. En bilindik örneği, androjeni kişiliğindeki (kadın ve
erkek rolünün gerekliklerini yerine getiren birey) bireyler, daha çok
“canavar” adı altında pazarlarda veya sirklerde sunulmaktaydı. Buradan,
bu operasyonlarda çoğu zaman ilkel aletler kullanıldığı sonucu da
çıkarılabilir (bıyıklı kadın, sesi değiştirilmiş erkek opera aryalarının
kalın seste opera söylemeleri gibi).
20. yüzyıl başları / Magnus Hirschfeld
Transeksüel ve İnterseksüelliğin, fiziksel ve psikolojik sorunlarıyla
ilgili ilk önemli bilgiler, doktor ve seksolog Magnus Hirschfeld
tarafından, 20. yy.ın başlarında ortaya atılmıştır. Hirschfeld
homoseksüel, transvestizm ve transeksüel kavramlarını da bulmuştur.
İnsanların isteğine göre cinsiyetini değiştirmeleri fikrine bilimsel
açıdan yaklaşıp, işe koyulan Hirschfeld sayesinde, 20 yıl içinde,
Berlin’deki Seks Araştırma Enstitüsünün çalışanlarının yardımı ve
girişimiyle, kimlik ve isim değişikliği; ayrıca sözde “travesti
görünüşü” insanlara açıklanmıştır. Aynı zamanda ilk cinsiyet değişimi
ameliyatı yapılmıştır.
Patolojik
tanımlama sonraki evrelerde gevşemiştir. 1923 yılında, Hirschfeld
transvestizmle ilişkilendirilerek kullanılan “transeksüel” sözcüğünü,
ilk defa bu kavramdan ayrı tanımlamıştır. Yaklaşık 2000 sayfalık,
cinsiyet bilgisine genel bakışında, cinsiyet değiştirme isteğinin, aşırı
transvestizmin bir türü olduğunu gözlemlemiştir. Hirschfeld bunu şu
şekilde dile getirmektedir:
'Travestiliğin'
en baskın türünü, sadece yapay anlamda kendini değiştiren bireyde
değil, aksine doğal kıyafetini; yani vücudu diğer cinsiyete bürümek
isteyen bireylerde görürüz. Vücudunu değiştirmek isteyen bireylerin en
ileri derecesinde, kişiler üreme organlarını tamamen değiştirmek
isterler. Bu bireyler, her şeyden önce cinsiyetlerini hislerine göre
şekillendirmek isterler. Kadınlardaki transvestizmde reglinin
durdurulması için yumurtalıklar alınırken, erkeklerde ise hadımlaştırma
yöntemi uygulanır. Bu durum günümüzde çok yaygındır.”
Tıbbi gözlemler
Transseksüelliğin hastalık olarak değerlendirilip
değerlendirilmeyeceği veya ne ölçüde hastalık olarak değerlendirilmesi
gerektiği tartışmalı bir konudur. ICD-10 sınıflama ölçütü,
transseksüelliği F 64,0 derecesinde bir
hastalık
olarak tanımlamaktadır; fakat transseksüel bireyler kendilerini
“hastalıklı” hissetmezler. Onların bakış açısına “başkalık” kavramı daha
uygun düşmektedir. Bu iki cinsiyet arasında olma hissi, aslında
zihinsel interseksüellik gibidir. Tartışmalar, bir başka tartışmaları da
beraberinde getirip, engelliliğin hastalık olarak görülüp görülmeyeceği
veya ne ölçüde hastalık olarak değerlendirileceği problemini ortaya
çıkarmaktadır. Transseksüelliğin hastalık sınıfında yer almasını
destekleyenler, toplumda bireylerin, hasta bir insana, sapık veya deli
birinden daha ılımlı yaklaştığını ve transseksüellerin hasta olarak
nitelendirildiği takdirde toplum tarafından daha kolay kabul edileceğini
tartışmaktadırlar. Bu sınıflandırmaya karşı olanlar ise, bu konuyu
tartışmakla kalmaz, ayrıca transseksüelliğin kabulüyle, günümüzde artık
hastalık olarak değerlendirilecek başka şeyleri de beraberinde
getireceği görüşüne karşı çıkmaktalar. Bu görüşle şuna dikkat
çekmekteler: günümüzde şizofreni ve alkolizmin, hastalık sınıfında yer
almasına rağmen,
şizofren ve alkoliklerin sayısı giderek artmakta ve dahası toplum tarafından aşağılanıp yalnızlığa mahkûm edilmekteler.
Son olarak transseksüelliğe bağlı hastalıkların farklı olduğu dikkate
alınmalıdır. Bunlar çoğunlukla psikosomatik hastalıklara yol açan
rahatsızlıklardır (Depresyon, intihar fikri, mide- bağırsak
rahatsızlıkları). Bunun yanı sıra transseksüeller, büyük ölçüde depresif
ve intihara meyillidirler. Bunun nedeni de kişilikleriyle ilgili
yaşadıkları ruhsal dengesizliklerdir.
Cinsiyet değiştirme ameliyatı
Cinsiyet değiştirme ameliyatı deyince akla, cerrahi önlemler
gelmektedir. Bu tür önlemler, birincil veya ikincil cinsiyet
özelliklerinin dış görünüşe ve değişen cinsiyetin fonksiyonuna göre
uyarlanmasıdır. Bu tür müdahaleler interseksüellere ya da trans cinsel
bireylere uygulanmaktadır. Yalnız, çoğu transseksüel birey de bu tür
cerrahi müdahaleleri
uygulatmak için çaba harcamaktalar. Herhangi bir kazadan veya
hastalıktan dolayı kaybolan cinsiyet özelliklerini geri getirmek için de
bu tür operasyon tekniklerine gerek duyulabilir.
Bu operasyonlar, interseksüel bireylere ailesinin onayı da alındıktan
sonra yapılırken, aynı şey interseksüel çocuklar için söz konusu
değildir. Bu çocukların ameliyatı, erken yaşta yapıldığından, onlara
danışılmaz veya onayları beklenmez. Ayrıca günümüzde, yasalarda
birbirine bağlı, çoğunlukla da zıt hormon tedavisiyle yapılan
metabolizmaya müdahaleye dair yeterince bilgi yer almamaktadır.
Cinsiyet değiştirme müdahalesi, öncelikli cinsiyet özelliklerine
yapılan operasyonlardır. Diğer müdahaleler ise ikincil cinsiyet
özellikleri ile ilgilidir.
Aşağıda, trans cinsel bireylere yapılan cerrahi müdahaleler yer
almaktadır. Bunun yanı sıra, erkeksi görünen cinsiyet özelliklerindeki
dişil kısımları değiştirmek zorunda olan (aynı operasyon tam tersi
durumlar için de geçerlidir) insanlara da bu tür müdahaleler
uygulanmaktadır. İnterseksüel bireylere uygulanan müdahale veya
organların yeniden oluşturulmasına yönelik müdahaleler, her bireyde son
derece farklı uygulanması gereken operasyonlardır.
Trans cinsellerdeki tıbbi müdahalelerde,
seks
hormon tedavisi ön plandadır. Günümüz standartlarına göre,
operasyonlardan sonra ömür boyu süren hormon tedavisi gerekmektedir,
çünkü vücudun embriyo keseleri alındığı için, hormon eksiklikleri
görülebilir. Bu tedaviyle, diğer cinsiyetin ikincil cinsiyet özellikleri
geliştirilmektedir. Yalnız, bireyin anatomik cinsiyetinin ikincil
cinsiyet özellikleri çoğunlukla korunmaktadır ve aynı şekilde öncelikli
cinsiyet özelliklerine olan etkisi genellikle çok azdır. Bu özelliklerin
uygun müdahalelerle dengelenmesi tavsiye edilmektedir.
Böyle bir tedavi, ilk olarak karakter, ikinci olarak da ergenlik için
zemin hazırlamaktadır. Böylelikle, ikincil cinsiyet özelliklerinin
gelişimi başlatılır. Trans kadınlarda, hormon tedavisi çoğu zaman
anti-androjenlerle tamamlanmaktadır. Trans kadınlarda, deri daha ince ve
kuru yapıdadır. Vücut yağları, yüze,
göğüse,
kalça ve makata nakledilir. Tüylenme yavaşlar. Testosteronlara bağlı saç dökülmesi azalır. Yalnız
sakal uzamasında, hemen hemen hiç değişiklik görülmez. Hayalar buruşur ve artık sperm üretimi durur.
Libido (cinsel istek) azalır. Uzun vadede vücuttaki
kas oranı ve vücut dayanıklılığı azalır.
Trans erkeklerde ise deri gözenekleri büyür, vücut yağı, kalçadan
bele nakledilir. Beden gücü ve bu güce bağlı olarak kaslarda artış
görülür. Sakal uzar ve tüylenme artabilir.
Klitoris genişler. Testosteron, düzenli âdet kanamalarını durdurur. Ses kalınlaşır ve cinsel istekte artış görülür.
Ergenliğin ilk etkilerini, kusursuz bir biçimde geri döndürmek, ne
trans kadın ne de trans erkek için mümkündür. Birincil lenfoid
organların değiştirilmesi ya da onların gelişimi olanaksız bir şeydir.
Hormon eksikliğinden doğan zararları önlemek için, ömür boyu hormon takviyesi gereklidir.
Hormon tedavisi yerine veya hormon tedavisi desteğiyle, cinsiyet
değiştirme ameliyatı operasyonu da mümkündür. Bu tedavilerin isteği, en
azından “transseksüelliğin” teşhisi için de gerekli bir şarttır.
- Trans kadınlarda bu işlem, sakal ve bıyığın epilasyonu ve cinsiyeti
uygun hale getirme operasyonudur. Bu operasyonla, haya torbası ve
hayalar, penisten ayrılmakta ve cinsel birleşmeyi yerine getiremeyen
yapay bir vajina oluşturulmaktadır. Göğüs gelişimi de hormon
tedavisinden etkilenip çok fazla gelişemediğinden, çoğu trans kadın
göğüs büyütme ameliyatı olmaktadır. Riskli olmasına rağmen, ses tonunu
uygun hale getirmek için, boğaz bölgesine yapılan operasyonlar da
oldukça yaygındır.
- Trans erkeklerde operasyon, yumurtalık, rahmin alınması ve cinsel
birleşmeye uygun yapay penisin oluşturulması işlemlerinden oluşmaktadır.
Son aşamada yumurtalık ve rahmin alınması, eril hormonların vücuda
verilmesiyle bu organlardaki kanser riskini arttıracağından, yerinde bir
işlem değildir. Hayaların yapılması ve üremenin sağlanması, trans erkek
için mümkün değildir. Bunun yanı sıra uygun bir penisin, görünüş,
fonksiyon ve büyüklük açısından yapılması da sınırlıdır. Bu nedenle çoğu
trans erkek, bu operasyondan vazgeçmektedir.
Cinsiyet değiştirme ameliyatı masraf üstlenimi
Çeşitli ülkelerde (örn; Almanya) sigorta konusunda hukuksal boyutta
sorunlar yaşamaktadır. Cinsiyet değiştirme ameliyatlarının masrafının
tümünün veya büyük bir bölümünün yasalarla (özel sigorta gibi)
karşılanması sorunu, hala sorun teşkil etmektedir.
Bu sorun çoğunlukla şu iki tartışmayı beraberinde getirmektedir:
- Her birey, mümkün olduğunca sağlıklı
ve mutlu bir yaşam sürme hakkına sahiptir. Cinsiyet rolünde
uygunsuzluğun hissedildiği bir yaşam, bu hakkı olanaksız kılmaktadır.
Cinsiyet rolünü değiştirmek için, çoğu zaman tıbbi yöntemlere de gerek
duyulmaktadır. Bu yöntemlerin ne ölçüde gerekli olduğunu, bireyin
kendisi belirlemektedir.
- Tıbbi tedavi görülmediğinde, çoğu zaman ağır fiziksel ve
psikosomatik hastalıklar ortaya çıkmaktadır ki bu hastalıklar da
sonradan yine tedavi olunmasını gerektiren hastalıklardır. Temelde yatan
problem çözümlenmezse, kesinlikle hiçbir tedaviden uzun süreli bir
sonuç elde edilmesi beklenilemez. Transseksüellik tedavisi de ucuz bir
tedavi değildir, çünkü bir ay psikiyatri kliniğinde yatmanın, ortalama masrafı erkekten kadına yapılan cinsiyet değiştirme ameliyatından daha fazladır.
Tıbbi önlemler
Tıbbi önlemler, vücudu bireyin hissettiği cinsiyete olabildiğince
uygun hale getirmeye çalışmaktadır. Günümüzdeki deyişiyle, “cinsiyet
değişimi” yanlış bir tabirdir; çünkü çoğu cinsiyet özelliği diğer
cinsiyete dönüştürülemez. Bu önlemler, hormon tedavisi, cinsiyeti uygun
hale getirme operasyonları ve gerektiğinde, sakalları epilasyonla uzun
süreli uzaklaştırma işlemlerinden oluşmaktadır.
Hormon tedavisinde, hedeflenen cinsiyetin
seks hormonları vücuda verilmekte ve vücudun kendi hormonlarının gelişimi engellenmektedir.
Kaynak
Bireysel Müdahaleler
Transerkek (kadından erkeğe)
Mastektomi (ameliyatla göğüsün alınması)
Mastektomi, dişil göğüs bezelerinin alınıp, erkek göğsünün
oluşabilmesi için, göğüs uçları ve derinin en azından bir bölümünün
korunarak yapıldığı bir operasyondur. Göğüs büyüklüğüne bağlı olarak,
başarılı sonuçların alınması için farklı teknikler uygulanmaktadır.
Öngörülen, ilerleyen zamanlarda anlaşılmayacak bir mastektomi
uygulamasıdır.
Bu operasyon bir yıl içinde, 6 ay aralıkla 2 defa yapılır ve
özellikle büyük göğüslere uygulanmaktadır. İyileşme süreci 3 ile 10 gün
arasındadır ve çoğu zaman küçük müdahalelere gerek duyulmaktadır. Bu
müdahale neredeyse tüm trans erkeklere uygulanmaktadır.
Histerektomi ve Adenektomi (Rahmin ve Salgı veya Lenf bezinin alınması)
Bu operasyonla, vücut içerisinde yer alan dişil organlar; yani rahim
ağzı, yumurtalık ve yumurta kanalı alınmaktadır. Bu tür müdahalede,
kanser riski çok fazla olduğundan, hormon tedavisi öngörülmektedir.
Bunun yanı sıra, transseksüel yasasınca öngörülen, aile durumunun
değişikliği de bu tür operasyonlar için ön koşuldur. Histerektomi, ya
karın kesilerek ya da
vajina
yoluyla endoskopik şekilde yapılmaktadır. Bu, günümüzde standart bir
uygulamadır. İyileşme süreci 3 ile 10 gün arasındadır. Bu müdahale, çoğu
trans erkeklere uygulanmaktadır.
Üreme Organlarına Yapılan Operasyonlar
Cinsiyet değiştirme ameliyatlarında, kadından erkeğe yapılan değişime
daha az rastlanmaktadır. Bu ameliyat çok zor bir süreçtir, çünkü
yumurtalıkların alınması, meme ameliyatı ve hormon tedavisi gibi
süreçleri kapsamaktadır. Gelinen en son aşama ise cinsel organ
yapımıdır. Olmayan bir organın yapılması ve bu organı duyarlı hale
getirmek çok zor ve kapsamlıdır. Çoğu trans erkek bu sebeplerden dolayı
bu müdahaleden vazgeçmektedir. Bu operasyonda şu uygulamalara
başvurulmaktadır: Vajina dudaklarından, haya torbası oluşturulur ve haya
implantları silikonla doldurulur.
Metoido Estetiği
Hormon tedavisiyle büyütülmüş
klitoris,
kısmen kendi derisinden kesilir ve idrar yolu küçük vajina
dudaklarından oluşturulur. Hassasiyet mümkün olduğunca korunmaktadır.
Büyüklüğü, 2- 3,5 cm arasındadır ve doğru teknikler uygulandığında,
bireyin cinsel birleşme yaşaması da mümkündür.
Bu operasyon, çok da karmaşık bir operasyon değildir ve bu uygulamada
vücudun diğer bölgelerinden doku nakli yapılmaz. İyileşme süreci,
hastane koşullarında 1 ile 2 hafta arasındadır.
Ön kol Estetiği
Baskın olmayan ön koldan (çoğunlukla sol taraftan), nadiren de üst
kol veya kalça altından bir deri parçası alt dokusuyla birlikte
damarlara ve sinir uzantılarına aktarılır. Böylelikle penis protezi
meydana getirilir. Bazen bu teknik, Metoido estetiği ile birlikte
yapılır ve operasyon iki aşamada gerçekleştirilir. Penis protezi, kan
dolaşımına ve duyarlılık yetisine sahip olsun diye, damarlar ve sinir
uzantıları birleştirilir. Bu yöntemle, idrar yolları penis protezinin
uçlarına taşınmaktadır.
Operasyonun başarısındaki en büyük pay,
cerrahların
becerisine düşmektedir ve çoğu zaman alınan sonuç, memnun edici
olmayabilir. Vücutta çoğu zaman büyük ve göze çarpan yara izleri meydana
gelmektedir. Operasyonun yöntemine bağlı olarak, hassasiyet mümkün
olduğunca korunmaya çalışılmaktadır. Penis protezinin büyüklüğü,
genellikle 10-12 cm. arasındadır. Zaman zaman daha büyükte olabilir. Kol
kalınlığına bağlı olarak, protezin genişliği azalabilir. İkinci
operasyona kadar silikon haya ve eklem implantları (bunlar erkeklerde
ereksiyon problemiyle ilerlemekte ve penis genişliğine pek katkısı
bulunmamaktadır) yerleştirilerek cinsel birleşmeye olanak
sağlanmaktadır. Komplikasyonlar, cerrahların becerisine ve ameliyat
sonrası tedavilere bağlıdır. Çoğunlukla küçük müdahalelere ihtiyaç
duyulmaktadır. İyileşme süreci 2 ile 6 hafta arasındadır.
Abdominal Estetik (Karın Bölgesi)
Vücudun iki yanında uzanan karın kaslarından biri
kaburga
kemikleriyle ayrılır, yuvarlanır, aşağıya doğru katlanır ve kasık
kıvrımı bölgesinden faydalanılarak penise benzer şekil verilir. Bununla
birlikte idrar yolları, penis protezinin ucuna getirilir ve onun çıkış
noktasında de sona erer. Bu oldukça zor bir yöntemdir, çünkü çoğu zaman
penis plastiği kısmen veya tamamen yok olmaktadır. Sonuç, gözle
görülebilir, fakat çoğu zaman işlevsel değildir veya işlevsellik için
birçok düzeltici müdahalelere gerek duyulmaktadır. Hassasiyet, birkaç
yıl sonra kısmen sağlanabilmektedir. Büyüklüğü genellikle 12 cm.dir.
Zaman zaman daha büyük de olabilir. Eklem implantlarıyla cinsel
birleşmeye olanak sağlanır. İlk müdahale için iyileşme süreci 6 ile 10
hafta arasındadır.
Sırt kası operasyonu: Göğüs kası operasyonları, komplikasyon
sıklığı nedeniyle doğru bulunmamakta ve ön kol estetiği de büyüklük
bakımından olanaklar yetersiz olduğundan, hastalar için pek de memnun
edici sonuçlar ortaya koymamaktadır. Bu gerçekten yola çıkarak, son
yıllarda uzmanlık alanı kongrelerinde farklı teknikler sunulmaktadır. Bu
tekniklerden biri de hedefe yönelik olan ve bu özelliğinden dolayı
dünya çapında giderek daha çok merkezde yürütülen sırt kası
operasyonudur (bu operasyon en geniş sırt kasından yapılmaktadır). Bu
operasyonla, riskin ve işlev kaybının az olduğu bir penis yapılabilir.
Ayrıca tedavi bittiğinde, orijinal büyüklüğüyle neredeyse aynı ölçüde
bir penis ortaya çıkmaktadır. Berlin’de yapılan üroloji kongresindeki
uluslararası forum tartışmasında, ön kol estetiği artık uygulamadan
kalkan; dahası eski bir yöntem ve önerilmeyen bir operasyon olarak
nitelendirilmiştir.
Trans kadınlar (Erkekten – Kadına)
Cinsel organa yapılan operasyonlar
Cinsel organa yapılan operasyonun öncüleri, 1920’li yıllarda ortaya
çıkmıştır. Bu operasyonlar, Berlin ve Dresden’deki kliniklerde
yapılmıştır. Nasyonal sosyalistlerin hâkimiyetinden sonra, bu merkezler
kapatılmış ve tıbbi belgelerin büyük bir bölümü ortadan kaldırılmıştır.
Çoğu Yahudi doktor, bu dönemde sürgüne gönderilmiş, çalışma ve
araştırmalarına farklı ülkelerde devam etmişlerdir. Danimarkalı ressam
Einar Wegenerin, Dresden’li
jinekolog
Kurt Warnekros aracılığıyla yürüttüğü operasyonların belgeleri de
muhtemelen Dresden’e yapılan hava saldırılarıyla yok edilmiştir.
Operasyonlar çoğunlukla
penisten,
damar ve sinirle birlikte alınan uç kısmın bir parçasının dışa doğru
genişletilerek ve uygun durumdayken tekrar dikilmesiyle yapılmaktadır.
İlerleyen zamanlarda cinsel isteği mümkün kılan, kalan sinirler yoluyla
yeni bir klitoris meydana getirilir. Aynı şekilde idrar yolları da
genişletilerek, uygun ölçüde kısaltılır. Hayalar, tıpkı penis üzerindeki
sertleşebilir dokularda olduğu gibi tamamen alınır. Tabii ki, vajinanın
sertleşebilir dokusunda uygulandığı gibi teknikler de mevcuttur. Penis
derisi içi boş bir beden kaplaması ile kaplanır ve vajina oluşturulur.
Son olarak hayâ torbalarında, vajina dudakları şekillendirilir.
Normal şartlarda, yaklaşık 14 gün boyunca hastanede kalmak herhangi
bir komplikasyon oluşmaması için gerekli bir önlemdir. Çoğu durumda,
birkaç ay sonra, bazı küçük düzeltmelerin yapılabilmesi için, bireye
ikinci bir operasyon önerilmektedir.
Operasyon teknikleri günümüzde artık o kadar ilerlemiştir ki, en
azından bazı merkezlerde belirttiğimiz rutin müdahalelerden
bahsedilmektedir. Bayan doktorlar artık operasyon sonuçlarının, doğal
vajinadan neredeyse hiçbir farkı olmadığını belirtmekteler.
Ses tonu için yapılan ameliyatlar
Kadınsı sese ulaşmak için yapılan operasyonlarda farklı teknikler
uygulanmaktadır. Bunlar, yönteme ve operatörlere bağlı olan riskli
müdahalelerdir. Çoğu zaman seste kısılmalar olabilir ki bu kısılma
oldukça dikkat çekicidir. En kötü ihtimalle, ses tamamıyla da
kaybedilebilir. Ses teline yapılan operasyonlar bu ihtimallerden dolayı
çok yaygın değildir, fakat operasyon tekniklerinin giderek
profesyonelleşmesiyle, bu uygulama da sıklaşmıştır.
Aslında germe ve kısaltma yöntemleri de mevcuttur. Kısaltma yöntemi
son yıllarda çok sık tartışılsa da, yöntemin kalitesi giderek
artmaktadır. Berlin, Stuttgart ve Würzburg’ta da bu yöntemle çok iyi
sonuçlara ulaşılmıştır.
Konuşma bozuklukları tedavisi bu müdahaleyi tamamlayıcı bir görev
üstlenmektedir ve çoğu erkekten kadına transseksüeller için de ilk
seçenektir.
Âdem elmasının (gırtlak çıkıntısı) küçültülmesi
Gırtlağın; yani âdem elmasının göze batan bir büyüklüğü varsa, bu operasyona gerek duyulmaktadır. Bu sorunsuz bir operasyondur.
Diğer müdahaleler
Açıklanan bu uygulamanın yanı sıra, bazı durumlarda (her şeyden önce
plastik cerrahi de) başka operasyonlara gerek duyulmaktadır. Bu
müdahaleler de, özellikle hastalık sigortasıyla masrafların karşılanması
için ön koşul olan tıbbi gerekirlilik tartışılmaktadır. Örneğin bu tür
operasyonlar, burnun, çenenin veya elmacık kemiklerinin küçültülmesi ya
da uygun müdahalelerle doldurularak yumuşaklığının sağlanmasıdır.
İlk tedavi ve operasyon denemeleri
1900’lü yıllarda seks hormonunun etkisi keşfedilmişti. Kimyasal
tecritle seksüel tıpta yeni bir sayfa açılmıştır: Vücudu diğer cinsiyete
uyarlamadaki hormonal değişimin ilk denemelerinde, üreme organlarının
nakline başlanmış, 1918’li yıllarda haya ve yumurtalıkların alındığına
dair bilgiler verilmiştir.
20'li yılların başında ilk cerrahi cinsiyet değişimi yapılmıştır.
Cerrahlar, 1. Dünya Savaşı sırasında üreme organlarına yapılan
ameliyatı,
yaralıları tedavi amaçlı uygulamışlardır. Bunun yanı sıra tıpçılar,
başarısızlığa uğrayan deneyler sayesinde “Normalleştirme” ve
Homoseksüellikten Heteroseksüelliğe yönlendirici yoğunlaştırmaya ilişkin
birçok yeni bilgi edinmişlerdir. Seks Araştırma Enstitüsü hem bireyin
psikolojik hazırlanma sürecinde, hem de operasyonların yürütülmesinde
önemli rol oynamıştır. Çoğu hasta, kendisine rahatsızlık veren
hayalarının veya yumurtalıklarının alınmasını talep etmiştir.
Tam anlamıyla uygulanan ilk cinsiyet değiştirme ameliyatını, Seks Araştırma Enstitü müdürü
Felix Abraham,
1931 yılında “iki eril travestinin cinsiyet değişimi” adı altında rapor
etmiştir. Abraham, bu travestilerin konsültasyonundan sorumluydu. 30’lu
yıllarda, ilk estetik operasyonlar adım adım uygulanmaya başlamıştır ve
Abraham, Dr. Levi Lenz’in yardımıyla hadımlaştırma ve yumurtalıkların
alınması operasyonlarını tanımlamıştır. Dr. Levi Lenz bu yıllarda
vajinaya şekil verme operasyonlarıyla ilgilenmekteydi.
Günümüzdeki durum
20. yüzyılda cinsiyet değiştirme ameliyatlarında uygulanan yöntemler
oldukça ilerlemiştir. Cerrahi operasyonlarda yaşanan bu gelişmeler,
konservatif tedaviler için de söz konusu olmuştur. 1950’li yıllarda
uygulanan tıbbi yöntemler, özellikle Amerikalı doktorlar arasında
yaygındı. Cerrahi operasyonların, çoğu zaman bir ile beş yaş arasında;
cinsiyet yöneliminin henüz tam olarak belirlenemediği çocukluk
dönemlerinde bireylere uygulanması rutin bir uygulamaya dönmüştü.
Zamanın doktorları için bu, çok faydalı bir uygulamaydı, çünkü ilk
operasyonlar akabinde ikincil operasyonları getirmiştir ve dahası
bireyleri, ömür boyu sürecek olan hormon tedavisi uygulamasına
yönlendirmiştir. Ayrıca birçok yeni yöntem geliştirilmiştir. Örneğin;
son derece acılı bir yöntem olan genişletme operasyonu. Bu operasyonla
yapay vajinaya penis benzeri bir alet yerleştirilir ve birleşme yetisine
sahip olması için yapay vajina genişletilir.
Günümüzdeki konservatif modern tedavilerin, 1950 ve 1960'lı yılların
aksine çok daha az yan etkisi bulunmaktadır. 1960 ve 70’li yıllarda bile
çoğu zaman, hormon tedavisine bağlı saç dökülmesi, diş çürükleri ve
mantar hastalıkları gözlenmekteydi. Tıbbi uygulamalar, lazer tekniği ve
yeni metotlar sayesinde estetik cerrahi uygulamasını kolaylaştırmıştır.
Bu da vücuda uygulanan daha birçok radikal müdahaleler olabileceği
anlamına gelmektedir.
Türkiye'de Durum
Bir birey, kendi hayatını hangi bedende sürdürmek istediğine kendisi
karar verebilir, ancak böyle bir sistemin, hukuksal boyutu da mevcuttur,
çünkü cinsiyet değiştirme ameliyatlarının devlet tarafından kabulü de
gerekmektedir.
Türkiye'de hukuksal bağlamda, transeksüellerle ilgili düzenleme, ilk
kez 1988 yılında yasaya eklenen bir fıkra ile olmuştur. Bu yapılan
düzenlemeyle, cinsiyetlerini değiştiren transeksüellerin, sağlık
raporlarıyla birlikte, mahkemeye gittikleri takdirde, değiştirdiği
cinsiyete uygun kimlik alabilme hakkına sahip olurlar. Evlilik gibi
faktörler de, kişinin mahkemeye başvurmasına engel değildir. Yalnız,
cinsiyet değişimi ile birlikte, evliliğin kendiliğinden biteceğinin
kabul edilmesi gereklidir. Çocuğun vekâleti ise, mahkeme kararıyla
taraflardan birine verilir.
2002 yılında ise, bu konuyla ilgili bir düzenleme daha yapılmıştır ve
18 yaşını doldurmuş, evli olmayan, transeksüel yapıda olduğunu kabul
eden, bunun ruhsal zorunluluğunu kaldırabilen ve ömür boyu üreme
yeteneğinden mahrum kalacağını bilen bir kişi, tüm bunları bir sağlık
raporu ile belgelerse, şahsen mahkemeye başvurup, cinsiyet değişikliği
talebinde bulunabilir. Verilen izinle birlikte, uygun bir cinsiyet
değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin de belgelendiği halde, nüfus
sicilinde gerekli düzenleme yapılmasına karar verilir.
Eski düzenlemeye oranla, yeni düzenlemede çok önemli farklılıklar var
olduğu söylenebilir. Bu düzenlemeyle birlikte, evli kişilerin ameliyat
olamaması, rapor ve mahkeme kararı almaksızın yurt dışında ameliyat
olup, Türkiye’de nüfusuna ilişkin düzenlemeler talep etmesi gibi
konular, tartışmaları gündeme getirecektir.
Uygulamada karşılaşılan sorunlar
Türkiye’de cinsiyet değiştirme ile ilgili kanunlar olmasına rağmen,
uygulamada önemli sorunlar yaşanmaktadır. Bunlardan biri, ameliyat olmuş
bireyin iş hayatında yaşadığı sıkıntılardır. İş başvurusu yapan
bireyden talep edilen nüfus kaydı sonrasında, kayıtlarda yer alan
ameliyat öncesi kimliğinin görülmesi, kişinin özel hayatına zarar verir.
Diğer bir sorun da yasalarda yer alan özürlülük ölçütü, sınıflandırılması uyarınca
vücut
fonksiyon kaybı cetvelinde bulunan transeksüellere ilişkin
düzenlemedir. Bu cetvele göre, transeksüellik, özürlülük durumu olarak
değerlendirilmektedir.
Türkiye'de iç
hukukta da büyük sorunlar yaşanmaktadır.
Yaşanan onca soruna rağmen, cinsiyet değiştirmeye ilişkin durumlar zamanla gelişmektedir.
Nedenleri
Hamburg-Eppendorf’taki
Hans Giese
tarafından 1950 yılında kurulan Alman Toplumu Seks Araştırmaları
Enstitüsündeki veya Volkmar Sigusch tarafından hayata geçirilen Seks
Araştırmaları Uluslararası Enstitüdeki uzmanlara göre, transseksüellikte
nedeni belli olmayan cinsiyet kimliği rahatsızlıklarından bahsedilir.
Bu görüş, özellikle Alman- Amerikalı psikolog Harry Benjamin‘in
transcinsel sağlığı profesyonel dünya kuruluşundaki araştırmalarından
yola çıkmaktadır.
Harry Benjamin transseksüelliği, interseksüelliğin özel bir biçimi
olarak kabul etmesine rağmen, 1970’lerde ortaya atılan teori
transseksüelliğin temelinde fiziksel nedenlerin de olduğunu ortaya
koymuştur. Bugüne kadar aslında çoğu insanı ilgilendiren hiçbir model
geliştirilememiştir. Benjamin’den yola çıkarak yapılan bazı
araştırmalar, prädisposlistiona işaret eden fiziksel sebeplerin olduğu
desteklemektedir. Örneğin; tıp
tedavisi el kitabının 2005-2006 yayınında, doğum öncesi gelişim aşamasında seksüel
hormonların hem
genital morfolojisi,
hem de beyin fonksiyonunu etkilediği yazmaktadır. Bu hipotez de Zhou ve
arkadaşları tarafından yayınlanan verilerle desteklenmektedir. Bu
sebeple fiziksel ve psikolojik nedenlerin bir arada ele alınmasına
mümkün olduğunca önem verilmektedir.
Bir başka çalışma da embriyo gelişimi esnasındaki hormonsal
eşitsizliklerin, bir insanın transseksüel doğabileceğini göstermektedir.
Bu konuya ilişkin, beyin psikolojisine dayanan sebepler de öne
sürülmektedir.
Transseksüellik ve transvestizmin açıklamalı modeli, 1989 yılında
Ray Blanchard
tarafından Otogynofili (kendi dişiliğini seven) olarak ortaya
atılmıştır. Bu model, cinsiyet rahatsızlığı teorisinin aksine (olası
sebeplerden biri olarak mutlaka cinsiyet değiştirmeye ilişkin önlem
almayı gerektiren bir teoridir) bedensel özellikler açısından erkek olan
bir bireyin paraphilie eğilimlerini ve kendisini bir kadın olarak hayal
edip tatmin ettiğini anlatmaktadır.
Gelişimi
Çoğu transseksüel bireyde, “başka biri olma” duygusu, okul öncesi
çağlarda gelişmektedir; fakat bu duygu henüz somut olarak bağlayıcı
olmayabilir. Bazıları da okul öncesi çağda bedensel cinsiyetlerinin
aksine,
kız
veya erkek olmak istediklerine dair bir bilinç geliştirdiklerini
belirtmektedir. Bu bilinç, ilk defa ergenlik ya da yetişkinlik döneminde
de ortaya çıkabilmektedir. Böyle bir durumda, çocukluk dönemindeki
anıların bastırılıp bastırılmayacağı sorusu akıllara gelmektedir.
Transseksüel bireylerin karşılaştığı psikolojik baskılar zamanla
artmaktadır; özellikle ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde.
Psikosomatik hastalıklar ve diğer çeşitli psikolojik problemlerin yanı
sıra bu baskıların sonucu olarak depresyon ve uyuşturucu kullanımı gibi
sorunlarla karşılaşılmaktadır. Çoğu transseksüel, er ya da geç çevresini
transseksüelliğiyle ilgili bilgilendirmeye, cinsiyet rolünü de kalıcı
(resmi) olarak değiştirmeye mecbur kalacaktır. Özellikle kriz evresinde
alınan bu tür bir kararın sonucu da bireyin hayatını tehdit
edebilmektedir.
Transseksüellik sonucunda ortaya çıkan
psikolojik
problemlerin zamanı, bireyden bireye değişiklik göstermektedir. Bu,
bireyin içinde bulunduğu sosyal çevreye ve edindiği bilgilere de bağlı
olmaktadır. Yalnız değişmeyen şudur ki yıllardan beri tıbbi tedavi
görmek isteyen bireylerde ortalama yaş oranı giderek düşüş
göstermektedir.
Transseksüelliğe eğilim gösteren çocuklar, çoğunlukla çevrelerinin
beklentilerine uymaya ve bedensel cinsiyetlerine uygun rolde yaşamaya
çalışmaktalar. Bu tür baskılar da bedensel açıdan erkek olan
transseksüellerde genellikle daha fazla olduğundan, trans erkek ve trans
kadınlarda yaşanan tipik gelişimler farklı olmaktadır:
- Trans kadınlar, ilk olarak klasik erkek profiline olabildiğince uyum
sağlamak için çaba harcarlar. Evlenip aile kurmaları sık rastlanan bir
olaydır; çünkü daha sonra partnerlerini
zaten kadın olarak tercih ederler. Ayrıca meslek seçiminde, erkek gücü
gerektiren alanları seçmeleri de yaygın bir durumdur. Eril rolde
yaşadığı sıkıntılar, kendisini genellikle transvestizm ve aşırı yüklenme
(Overcompensing) evresi arasındaki değişim esnasında gösterir. Örneğin,
bu evrede kadın kıyafetlerini atıp, özellikle erkeksi bir görünüm
sergilemeye çalışırlar.
- Trans erkeklerin evlenip, çocuk sahibi olmaları sık rastlanan bir
şey değildir. Meslek seçiminde ise ya cinsiyetin ön planda olmadığı ya
da tipik erkek gücü gerektiren mesleklere yönelirler. Dişil rolde
yaşadıkları sıkıntılarını da günlük hayattaki erkeksi davranış
biçimlerine entegre ederek gösterirler. Bu davranış biçimi, kadınlarda
erkeklerdeki kadınsı davranış biçimlerine göre daha kolay kabul
edilmektedir. Bu nedenlerden dolayı, hala kadın gibi yaşayan trans
erkekler, “avare” veya özgür görünürler. Partner olarak erkekleri tercih
ettiklerinden, genellikle lezbiyenlere benzetilirler.
Cinsiyet rolünün değişimi, önemli sosyal problemlere yol
açabilmektedir. Örneğin, her zaman olmasa da, genellikle bireylerin
yaşadığı ikili ilişkiler sona ermektedir. Çocuklar, çoğu zaman anne veya
babasının rol değişiminin, beklenilenden daha iyi üstesinden
gelmektedir. Tabii ki istisnalar da söz konusudur. Bu istisnalar,
ergenlik dönemindeki veya dış baskılardan fazlasıyla etkilenmiş
çocuklarda görülmektedir. Bireyin, istifasını vererek, işini kaybetmesi
de artık sık rastlanan bir olay değildir; çünkü
Avrupa Adalet Divanı,
cinsiyet değişiminden dolayı bir kişinin işten çıkarılmasının, cinsiyet
ayrımcılığı olduğunu açıklamıştır. Buna rağmen, bugüne kadar cinsiyet
rolünün değişimi sebebiyle psikolojik veya psikoterapik destek almayan
transseksüeller, bu tür desteği almaya başlamışlardır; çünkü bir birey
için, psikolojik yardım aldığını kanıtlamadan, tıbbi ve hukuki
olanaklardan yararlanıp rapor alması hemen hemen imkânsızdır.
Son yıllarda transseksüel çocuğa sahip aile sayısı giderek
artmaktadır. Aynı zamanda transseksüelliği reddetmek yerine, kabul eden
aile sayısında da artış görülmektedir. Böyle durumlarda, ergenliğe
girişi yavaşlatacak tıbbi önlemler alınmaktadır. Bu yolla, cinsiyet
özelliğinin gelişimi engellenmektedir. Bu özellik, ilerleyen yıllarda
büyük bir masraf ve şüphe götüren bir başarıyla, eski haline yeniden
getirilmek zorunda olan veya artık geri dönüşü olmayan bir yapıdadır. Bu
nedenle, ergenlik döneminde veya bu dönemden kısa bir süre sonra,
cinsiyet rolünün değişmesine karar veren transseksüel bireylerin sayısı
giderek artmaktadır.
Kavram tartışmaları
Çoğu birey, transseksüellik kavramını reddetmektedir. Çünkü, bu
kavram, “seksüellik” kelimesini çağrıştırmaktadır. Transseksüellik, bir
cinsiyet problemi değil, aksine seksüel tercihtir. Yalnız,
transseksüellik cinsiyet kimliğinin bir sorunudur ve böylece de özünde
seksüelliğin bir türü değildir. Transseksüeller, alışılmışın dışında
seksüel eğilimleri olan bireyler değillerdir; aksine sadece yanlış
cinsel organla dünyaya geldiklerine inanan bireylerdir. “Erkekten
kadına” veya “kadından erkeğe transseksüel” yerine, eleştirenler daha
basit deyimiyle trans kadın veya trans erkek olarak tanımlamayı tercih
etmekteler. Almanya’da 1980ler’de öne atılan alternatif kavram da “trans
kimlik” kavramıdır. Bu kavram,
1990
yılından itibaren, kesinlikle daha kapsamlı bir kavram olan “trans
cinsel”in doğmasına zemin hazırlamıştır. Trans cinsel, bir anlamda
doğuştan sahip olduğu cinsiyetine ayak uyduramayan insanlar için üst
kavram olarak kullanılırken, diğer anlamıyla bu kavram kendisini iki
cinsiyetin arasında hisseden, yani kendini %100 kadın veya erkek olarak
nitelendiremeyen bireyler için kullanılmaktaydı.