25 Ocak 2014 Cumartesi

Günümüz Türkiye'sinde eşcinsel kültür;


Eşcinsel kültür ve yakın tarih;

Osmanlıda Eşcinsellik:
Günümüzde eşcinsel haklarının zirveye ulaştığı yerler Batı ülkeleri olsa da 20 yüzyıl başına kadar İslam coğrafyasının kontrol eden Osmanlı döneminde eşcinseller batılı ülkelere oranla çok daha hoşgörülü bir ortamda yaşamış, kendilerini ifade edecek ortamlar bulabilmişlerdir. Üstelik çok ilginçtir ki, Osmanlıda eşcinsellerin yok sayılmaya ve baskıya uğramaya başladığı dönem  batılılaşmanın başladığı 1800'lü yıllardır. Bunda aynı dönemde batıda başlayan ve Osmanlıyı da etkisi altına alan ve toplumu yeniden dizayn etme aylayışı güden devletin ve bürokrasinin gittikçe güçlenmesi de etkili olmuş olabilir. Oysa, Osmanlının daha güçlü olduğu dönemlerde genel olarak özgürlükler ve dolayısı ile eşcinselliğe bakış, şimdiki baskıcı Arap yönetimlerinden çok daha iyi durumdadır. Unutmamak gerekir ki günümüzdeki baskıcı Arap yönetimlerini eşcinselliği 1960'lara kadar kanunen yasaklayan İngilizler belirlemişlerdir. Yani aslında bu gün batının eleştirdiği radikal İslam ülkellerini batı kendi elleri ile yaratmıştır.

Gazeteci/tarihçi Murat Bardakçı Osmanlıdaki eşcinselliği 27 Ağustos 2006 tarihli Hürriyet gazetesindeki makalesinde şu şekilde anlatmaktadır.: "Eşcinsellerin büyük büyük dedeleri, bundan asırlarca önce "meslek grubu" kabul edilip esnaftan sayılmış, hatta hükümdarların sefere çıkmalarından önce düzenlenen büyük resmigeçitlere bile katılmışlardı. Evliya Çelebi’nin meşhur "Seyahatnáme"sinde, 17. asır gay’lerinin Dördüncü Murad’ın huzurunda yapılan bir geçit resmine yanlarında kendilerini pazarlayanlar olduğu halde katılmalarının anlatıldığı bilinir. Yani, eski zamanların eşcinselleri, İstanbul’da padişahın huzurunda düzenlenen resmigeçitlere bile iştirak etmiş, hatta yanlarında kendilerini pazarlayanlar olduğu halde yürümüşler ve bu yürüyüşler o devrin kayıtlarına ayrıntılarıyla geçmişti. Osmanlı zamanında müşteriye çıkan delikanlılara "hîz oğlanı" denirdi ve mesleklerini icra eden "hîz"lerin devlet tarafından kayıt altına alınmaları şarttı. Hayatını bu işten kazanan erkekler "defter-i hîzán" yani "hizler defteri" denilen kütüğe yazılırlardı ve bugünden çok daha önemli bir farklılık söz konusuydu: Profesyonel eşcinseller, "esnaftan" kabul edilirlerdi. Esnaf, o devirde ordunun bir bölümü sayılır, padişahın sefere çıkışından önce İstanbul’da yapılan büyük geçit resmine bütün meslek grupları katılır ve "hîzán", yani eşcinseller de bu geçit resminde yer alırlardı. Bu törenlerden birini, 17. asrın çok önemli bir ismi, Evliya Çelebi, meşhur "Seyahatnáme"sinde ayrıntılarıyla yazıyor.

Uygunsuz kadınlarla erkekler, Osmanlı zamanında da faaliyetteydiler. Devlet bu faaliyetlere bazen göz yummuş, bazen de sıkı yasaklar getirmişti ama yaygın düşünce, "İsteyen, canının çektiğini yapsın" şeklindeydi. Üstelik bu iş eski devirlerde sadece bize mahsus değildi, bütün dünyada var olan bir şeydi. Aynı cinse duyulan ilgi Osmanlı toplumunda da hafiften yadırganırdı fakat yadırgama kendi cinsine düşkün olanın bu merakını gizlemesini gerektirecek bir hale gelmez, her şey ortada, apaçık cereyan ederdi. Şairlerin delikanlı sevgilileri için kaleme aldıkları gazeller elden ele dolaşır, bestecilerin yine genç erkekler için döktürdükleri nağmeler de her yerde terennüm edilirdi. (dillendirilirdi)

Meselá, Fuzuli’nin "Subh çekmiş çerha tıygın táşa çalmış áfitáb / Záhir etmiş ol meh-i delláke aynı intisáb" mısraıyla, yáni "Sabah usturasını bilemiş, güneş kılıcını taşa çalıp o ay gibi telláka bağlılığını göstermiş" sözleriyle başlayan gazelinin bir delikanlıya yazıldığı daha ilk okuyuşta anlaşılırdı. Gazel, daha sonra "Başlar, onun anber kokulu usturasının hareketinden, suyun dalgalanıp kabarcıklar meydana getirmesi gibi neşelenip tertemiz oluyor. Her kılımın ucunda bir baş olsaydı ve sevgilim onları saç gibi doğrasaydı, kanlar döken usturasından yine de kaçmazdım..." sözleriyle devam etmekteydi.

Bir başka örnek: Küçük Mehmed Ağa’nın eseri olan ve müziğimizin en san’atlı parçalarından sayılan Evcárá makamındaki bestede, yáni "Gelince hatt-ı muanber o meh cemálimize / Yazıldı mebhas-i sevdá kitáb-ı hálimize" güfteli eserde "O ay yüzlü sevgilimizin sakalları çıkmaya başlayınca, hálimizi anlatan kitaba sevda bahsi yazıldı" deniyordu.

Eşcinsel ilişkiler, Avrupalı olmaya karar verip Tanzimat’ı ilán etmemizden sonra, 1840’lardan itibaren "ayıp" sayılır oldu ve bir zamanlar sıradan hadise gibi görünen münasebetler artık sessizliğe büründü. 19. asrın büyük álimi ve devletin resmi tarihçisi Cevdet Paşa, "Máruzát" isimli eserinde bu anlayış değişikliğini apaçık, şöyle anlatır:

"...Kadın düşkünleri çoğaldı, delikanlı meraklıları azaldı. Oğlancılık sanki yere battı. İstanbul’da eskiden beri delikanlılara karşı olan aşk ve ilgi kızlara yöneldi. Sultan Üçüncü Ahmed zamanından beri devam eden Káğıthane seyri daha fazla rağbet buldu. Gerek orada, gerek Bayezid Meydanı’nda arabalara işaret verme usulü başladı. Devletin önde gelenleri arasında kulamparalığıyla meşhur Kámil ve Áli Paşalar (o devrin sadrazamları, yani başbakanları) ile onlara mensup olanlar kalmadı. Áli Paşa, yabancıların eleştirisinden çekinerek kulamparalığını gizlemeye çalışırdı."

Yine Murat Bardakçının 2000 yılında Hürriyet'te yayınlanan makalesine göre Türklerin bilinen en eski "gay kulübü" 15, yüzyıl sonlarında Beşiktaş'ta Deli Birader lakaplı divan şairi tarafından açılan hamamdı.  Bardakçı'ya göre "Hamam bir anda İstanbul'un en namlı yerlerinden oldu. Devlet büyüklerinden şairlere, en seçkin tácirlerden sarayın üst rütbeli mensuplarına kadar başkentin önde gelen isimleri müdavimler arasındaydı. Külhandaki cümbüşler dillerde, içeriye alınmayanların gönlü de külhadaydı. Ama günün birinde ne olduysa oldu, cümbüşlerde kantarın topuzu kaçtı. ‘‘Filánca Efendi feşmekán Bey'in oğluyla kurna başındaymış’’ gibisinden dedikodular ayyuka çıkınca mahalleli hamamı basıp sahibinin başına yıktı."

Türkiyede eşcinsel olmak;

Eğitimsizlik, dinsel ve ahlaki dogmalar, politik yozlaşmalar, erkek egemen kültür, demokrasinin eksikliği, devlet görevlilerinin ve özellikle emniyet güçlerinin yetiştirilme tarzı, genel olarak toplum yapısı Türkiyeli eşcinsellerin hayatlarını çekilmez hale getiren başlıca sebepleridir. 1990'larda başlayan görece rahatlama ortamı, görünürde devam ediyor zannedilse de son yıllarda gittikçe muhafazakarlaşan ülkemizde eşcinseller üzerindeki baskılar hem toplumsal hem de politik olarak tekrar çoğalmaya başlamıştır. 

Türkiye'de insan haklarının yeterli olmadığı genel kabul gören bir gerçektir. Türkiye'de eşcinsellerin ruh halini anlamak için, diğer azınlıklara yada farklılıklara uygulanan çoğunluk baskısına ilaveten, Türk eşcinsellerin sorunlarını en yakınlarına yani ailelerine anlatamayacak durumda olmalarını göz önüne almak yeterli olabilir. Bazen tüm yaşamlarını bile etkileyecek sorunlar yaşasalar bile bunları en sevdikleri ile paylaşamayacak eşcinsellerin durumu gerçekten vahimdir. Hatta geri kalmış bölgelerde ailenin kendisi eşcinsellerin en büyük düşmanı olabilmekte ve bu durum bazı eşcinsellerin psikolojisinde travmatik etkiler bile bırakabilmektedir. Kaba bir örnek vermek gerekirse, bu ülkede Ermeni, Kürt yada Alevi olduğu için ailesi tarafından dışlanan, dayak yiyen ve hatta bazen en yakınları tarafından öldürülmek istenen tek bir kişi olabileceği hayal bile edilemez. Bu nedenle insanların çoğu hala, eşcinselim diye ortaya çıkmak yerine, ancak ve ancak toplumda yerleşik erkeklik yada kadınlık kategorisinden beklenen davranışları yerine getirerek sosyal, dinsel ve siyasal kurumların şemsiyelerinin altında yer bulabilmektedirler. 

Eşcinsellere bakış açınızı değiştirin!

Eşcinseller hakkındaki videolardan yalnızca birtanesi. Kimileriniz izlemişsinizdir, kimileriniz bu videolardan habersiz. Ve asla unutmayın, bizler sizin yanınızdayız..

24 Ocak 2014 Cuma

Bana sorulan bir kaç soruyu cevaplamak istiyorum;

1) Ailenin tepkisi ne oldu, yada ailen eşcinsel olduğunu biliyormu?;

Ailem benim lezbiyen olacagımı hep bilir gibiydiler. Yani bende pek erkek sevecek fikir tavır davranış falan yoktu. Ama sadece anneme bizzat eşcinsel olduğumu söyledim sadece. Oda bana bunu anlaman için daha erken demişti. Anlamadığı için ona kızmıyordum, onların zamanında böyle şeyler çok az rastlanırdı ve bilinirdi.
İlerleyen zamanlarda zaten kabullenmeside zor olmadı.

2) Lezbiyen olmak senin için hiç zor olmadımı?;

İtraf etmek gerekirse bende zorluklar çektim tabi. Çünkü günümüzde eşcinseller kendilerini pek belli etmemeyi tercih ediyorlar (genel olarak konuşmuyorum). Bende öyle birilerini bulmak için can atan biride değildim yani. Ama lezbiyen olduğumu söylemekten çekinmediğim için, bana açılan çok eşcinsel tanıdım.
Yani aslında pek zorluk çektiğimde söylenemez.

3) Hiç gay bar'a gittinmi? gittiysen ilk izlenimini anlatırmısın?;

Hayır hiç gay barlara falan gitmedim ve aslında gitmeyide düşünmüyorum.
Ama giden arkadaşlarım var, bazı gay barlar iyiymiş ama bazı barların pek iyi olmadığını hatta bazen iğrençleştiğini bile söylüyorlar (Yalnızca duyduklarım).

4) Arkadaş ortamında rastladığın her lezbiyenle tanışma arzusu duyarmısın?;

Hayır. Eğer düşünceleri ve fikirleri bana uyuyorsa illaki dikkatimi çeker ama oluruna bırakırım. Eğer tanışacaksak zaten tanışırız.

5) Karşındakinin lezbiyen olduğunu nasıl anlıyorsun?;

Anlatması zor. O hissi tarif edemem ama bir insanın gözlerine bakınca ne yaşadığını bile anlayabilen bir insan olduğumdan, bu konuda pek zorluk çekmiyorum. Bazıları ise gerçekten kendini belli ediyor ama tavırlarıyla.

6) Hoşlandığın kız tipi nasıl?;

Gizemli, 6. gücü kuvvetli ve ince düşünceli.

7) Neden böyle bir blog açma isteği duydun?;

Gece yarısı ordan burdan bakınıyordum lezbiyenler hakkında ne yazılmış yazılmamış diye ve yazılanları pek yeterli bulamadım doğrusu. Bu yüzden kendi sitemi açmak istedim.

8) Çocuk yapmayı hiç mi düşünmedin yada geleceğin hakkındaki planların neler?;

Çocukları severim ama çocuğum olsun istemedim hiç. Şuan sadece müziğe yoğunlaşıyorum, geleceğimle ilgili pek planım yok aslında. Sadece doğru insan dediğim kişiyi bekliyorum yada benim için doğru insan yoksada pek önemli değil. Hersey yerli yerinde olsun yeterli benim için.


Sorularınız için teşekkürler, Değerli 1lovelesbian okurları.

Lezbiyen olduğumu ilk ne zaman anladım ve hayatımda neler değişti;

Açıkçası ben lezbiyen olduğumu küçüklüğümden itibaren biliyor gibiydim.
İçimdeki o farklılığı herzaman hissederdim. Ama emin olamadığım için bir kaç erkeklerle çıktığım oldu.
Açıkçası hiç birini arkadaştan öte sevemedim. Aklımda hep bir soru vardı 'Belki seni kendine aşık edecek o kişi daha çıkmamıştır karşına' diye. Sonra yavaş yavaş daha iyi anlamaya başladım.
Aslına bakarsınız erkeklerle futbol, xbox, ps oynayan bir tomboy'dum(erkek fatma).
Küçüklüğümden beri hep böyleydim. Hiçte rahatsız olmazdım aslında, gayet memnundum halimden.
Şu ana kadarda hiç rahatsız olmadım. Şuan bile kalkıp hala futbol oynaya bilirim :)
Hem erkek hemde kadın ruhu taşıyan biriyim. Bir yandan yemek yaparken bir yandanda bozulan ev aletlerini
tamir ederdim. Mesela tahta, çivi ve çekiç çok işime yarardı diyebilirim. Hatta bunları yaparken hiç sıkılmıyorum. Yani evet biraz 'ben kendime yeterim' tarzında bir insanım.
Ama tabiki ruh eşi istemiyorum da demiyorum. Zaten benim isteyip, istememem kaderimi değiştirmez ama neyse. Ve özellikle kendim gibi olan çok insan tanıdım. Lezbiyen olmadığı halde sırf aradığı erkeği bulamadığı için kızlarla çıkmak isteyen arkadaşlarımda oldu. Herkesin düşüncesine saygım var ama daha 16 yaşındaki bir gencin, üstelik henüz 1-2 kişiyle çıkıp hemenden pes etmesi tuhafıma gitmiyor değil. İnanın çok lezbiyen ve gay tanıdım. Çok arkadaş kaybetmedim, kaybettiysemde üzülmedim. Beni oldugum gibi kabullenemeyen insanlar hayatımdan çıktı diye üzülmezdim. Tamamen vakit kaybı olurdu. İlk lezbiyen deneyimim ne zaman oldu diye sorarsanız, taa ilkokul 5'te.. Beden eğitimi arasında, arkama oturan bir kızla başlamıştı her şey.
Okulun kapısından girdiği o andan itibaren, gözlerimi ondan alamadım. İlk görüşte aşk basit kalır, resmen tutulmuştum. Ona baktığımı belli etmemek için gözlerim 360 derece dönecekti neredeyse. Ama ne yaptımsa olmadı, gerek arkamı dönüp tekrar tekrar baktım. Ve sonra ona baktığımı fark edip göz göze geldiğimiz o an. İlkokul 5 ten itibaren keşkelerim birikti diyebilirim, keşke o an zaman dursaydı..

Devamında ne oldu diyorsanız, ozamanlar pek sabırsızdım.
Tanışmasaydım çığlık atıp koşacaktım nerdeyse.
Bir gün sınıfının önünde durup çıkmasını bekledim, sınıftan çıktı ve yüzüne bakamadım bile.
Sabırsız oldugum kadarda utangaçtım tabi. Ama o beni fark etmişti, yüzüme gülümsemişti.
Kalbimin hızlandığını okadar net hissedebiliyordum ki.. Birde bir çocuk vardı sürekli onu rahatsız eden.
Sınıfın bacaksızı sürekli kızın eteğini falan açmaya çalışıyordu. Bende dediğim gibi tam bir erkek fatma olduğum için çocugun yanına gidip ona yumruk attığımı hatırlıyorum. Sonrada direk müdürün yanına gitmiştik tabi. Yine olsa yine yumruk atarım, acımam yani. Belki müdürden fırça yemiş olabilirdik ama sonunda beni 12 den vuran kızla tanışmış oldum :) Neyse bukadar hikaye yeter sanırım, devamını sonraya saklıyacağım. Şimdilik, herkese iyi günler dilerim..

Ergenlik dönemi;

Henüz kendinin bir eşcinsel olduğunu kabullenemeyen ve toplumun ön yargıları yüzünden kendini kötü
hisseden gençlerimize ithafen;

Öncelikle eşcinsellik, kesinlikle ve kesinlikle normaldir ama yinede kendinize eşcinsellik doğalmı
diye soruyorsanız evet doğaldır.
Bugün eşcinselliğin, bir çok hayvan türlerinde de görüldüğünü biliyoruz ve o,
doğa olarak tanımladığımız varoluşun bir parçasıdır.
Gey ve lezbiyenler, asla doğaya karşı gelmezler, tam tersine, kendilerine kendi cinsiyetlerinden bir eş ararken,
kendi doğalarıyla uyum içerisinde hareket ederler.
Oysa, kendilerinden eşlik talep edildiği için, bir heteroseksüel bir ilişkiden kaçmak zorunda kalsalardı,
işte o zaman bu doğal olmazdı.
Bu yüzden kendinizi kabullenememek, sizin için yalnızca vakit kaybı olur.
Toplum eşcinsellere pek hoş görü göstermiyor, ama biz bir köşeye çekilerek onlara yalnızca destek oluyoruz.
Unutmayınki yargısız infaz yapanlar bu konuda bilgisizdirler. Sizin neler hissettiğinizi anlıyamazlar.
Yada anlamak istemezler. Kendinize bir kalkan yaratın ve size kötü gözle bakanların hakkınızda bilgi sahibi
olmadıklarını unutmayın.